Miras davasında zamanaşımı, mirasçılar için en kritik hukuki meselelerin başında gelir. Bir yakınınızı kaybettikten sonra yaşadığınız üzüntü ve karmaşa içinde yasal süreleri kaçırmak, haklarınızı tamamen yitirmenize yol açabilir. Bu kapsamlı rehberde, Türk miras hukukundaki tüm önemli zamanaşımı sürelerini, hak düşürücü süreleri ve bu sürelerin nasıl işlediğini ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre: Temel Fark
Miras hukukunda iki farklı süre kavramıyla karşılaşırız: zamanaşımı ve hak düşürücü süre. Bu iki kavramı birbirine karıştırmak, hukuki süreçte ciddi hatalar yapılmasına neden olur. Aralarındaki fark hem pratik hem de teorik açıdan son derece önemlidir.
Zamanaşımı, bir hakkın kullanılmaması nedeniyle dava yoluyla talep edilebilirliğinin ortadan kalkmasıdır. Zamanaşımı savunması (def'i) olarak ileri sürülmediği sürece mahkeme kendiliğinden dikkate alamaz. Yani karşı taraf zamanaşımını itiraz olarak öne sürmezse dava yine de görülebilir. Ayrıca zamanaşımı belirli koşullarda durabilir veya kesilebilir.
Hak düşürücü süre ise çok daha katı bir niteliktedir. Bu süre geçtikten sonra hak tamamen ortadan kalkar; mahkeme bu durumu kendiliğinden dikkate alır ve tarafların bunu ileri sürmesine gerek kalmaz. Mirasın reddi için öngörülen 3 aylık süre, hak düşürücü nitelikte olup bu süre geçirildiğinde mirasçı artık mirası reddedemez.
Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK), miras hukukundaki çeşitli uyuşmazlıklar için farklı süreler öngörmüştür. Bu süreleri doğru bilmek ve zamanında harekete geçmek, mirasçıların haklarını korumaları bakımından hayati önem taşır. Ankara'da faaliyet gösteren büromuz, miras davasında zamanaşımı konusunda yüzlerce müvekkile başarıyla hizmet vermiştir.
Mirasın Reddi: 3 Aylık Kritik Süre (TMK m.605)
Mirasın reddi, mirasçının kendisine geçen mirası kabul etmemesi anlamına gelir. Türk Medeni Kanunu'nun 605. maddesi bu süreyi düzenlemektedir. Yasal mirasçılar için ret süresi, mirasın açıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 3 aydır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; yani 3 ay geçtikten sonra mirasın reddi mümkün değildir.
Atanmış mirasçılar açısından ise farklı bir düzenleme söz konusudur. Atanmış mirasçılar için 3 aylık süre, vasiyetnamenin kendilerine resmi olarak bildirildiği tarihten itibaren başlar. Vasiyetname tebliği yapılmamışsa süre de işlemeye başlamaz; bu nedenle tebligatın zamanında yapılması ya da yapılmadığını tespit etmek kritik önem taşır.
Miras bırakanın ölümü anında borcunun mu yoksa alacağının mı fazla olduğu çoğu zaman hemen anlaşılamaz. Bu nedenle tereke incelemesi son derece önemlidir. Mirasçı, üç aylık süre dolmadan önce sulh hukuk mahkemesine başvurarak tereke tespiti talep edebilir. Mahkeme bu süreyi uzatma yetkisine sahip değildir; ancak mirasçının engel durumunu ispat etmesi halinde süre geri yüklenebilir.
Mirasçı, mirası fiilen kabul eden davranışlarda bulunursa artık reddedemez. Örneğin miras mallarını satmak, kiralamak, miras bırakanın borçlarını kısmen ödemek ya da miras mallarını kişisel kullanımına almak, zımni kabulün göstergesi sayılabilir. Bu nedenle yakınınızın vefatından sonra miras mallarına ilişkin herhangi bir işlem yapmadan önce mutlaka bir miras avukatıyla görüşmeniz önerilir.
Mirasçı resmi reddi sulh hukuk mahkemesine yazılı ya da sözlü beyanla yapar. Bu beyan mahkeme tutanağına geçirilir. Ret beyanının herhangi bir koşula bağlanması ya da kısmen yapılması geçerli değildir; ret beyanı kayıtsız şartsız olmalıdır. Tüm bu incelikleri bir miras avukatıyla birlikte değerlendirmek, süreci doğru yönetmenizi sağlar.
Veraset İlamı ve Mirasçılık Belgesi
Veraset ilamı (mirasçılık belgesi), bir kişinin mirasçı olduğunu ve miras payını gösteren resmi belgedir. Sulh hukuk mahkemeleri ya da noterler tarafından düzenlenen bu belge, birçok hukuki işlem için zorunludur. Banka hesaplarının devri, tapu işlemleri, araç devirleri ve sigorta başvuruları bu işlemler arasında sayılabilir.
Veraset ilamı alınması için herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Mirasçılar, miras bırakanın ölümünden sonra istedikleri zaman veraset ilamı alabilirler. Bunun için sulh hukuk mahkemesine ya da notere başvurmak yeterlidir. Yabancı mirasçılar için süreç farklılık gösterebilir; ayrıca bir noterden alınan veraset ilamının mahkeme kararının yerine geçip geçemeyeceği konusunda uyuşmazlıklar çıkabilir.
Veraset ilamı almak başlı başına mirasçılık haklarını korumaz. Mirasla ilgili diğer davalardaki zamanaşımı süreleri bağımsız olarak işlemeye devam eder. Dolayısıyla veraset ilamı alındıktan sonra diğer hukuki adımlar için de geç kalmamak gerekir.
Mirasçılığın tespiti davası açısından da benzer bir durum geçerlidir. Mirasçılık belgesi iptal davası belirli koşullara bağlıdır; ancak bu dava için de özel bir zamanaşımı süresi kanunda açıkça belirlenmemiştir. Genel zamanaşımı hükümleri uygulanır. Yanlış düzenlenmiş veya eksik mirasçı içeren bir veraset ilamına itiraz edilebilir; bu itirazın da zamanında yapılması önemlidir.
Tenkis Davası: 1 Yıl + 10 Yıl Süresi (TMK m.571) — Miras Davasında Zamanaşımı
Miras davasında zamanaşımı bakımından en sık karşılaşılan ve en çok hata yapılan konu, tenkis davasıdır. Tenkis davası, miras bırakanın ölümünden önce yaptığı bazı tasarrufların veya bağışların saklı pay mirasçılarının haklarını ihlal etmesi durumunda açılan davadır.
TMK m.571 uyarınca tenkis davası açma hakkı, iki farklı süreye tabidir. Birinci süre, miras bırakanın ölüm tarihini izleyen bir yıllık süredir. İkinci süre ise mirasçının saklı payının ihlal edildiğini öğrendiği tarihten itibaren 10 yıldır. Her iki süre de birlikte geçerlidir; bu sürelerin hangisi önce dolarsa tenkis hakkı o tarihte düşer.
Uygulamada önemli olan husus şudur: Mirasçı, ölümden sonra saklı payının ihlal edildiğini hemen öğrenmiş olabilir ya da miras bırakanın sağlığında yaptığı tasarrufları ancak ölümünden sonra fark edebilir. İkinci durumda 10 yıllık süre, mirasçının ihlali öğrendiği tarihten itibaren başlar. Yargıtay içtihadı, bu sürenin başlangıcının belirlenmesinde mirasçının bilgi sahibi olma tarihini esas almaktadır.
Saklı pay mirasçıları kimlerdir? Türk hukukunda saklı pay mirasçıları; altsoyu (çocuklar, torunlar), anne ve babası ile eşidir. Bu kişiler, miras bırakanın belirli bir kısmını serbestçe tasarruf edemeyeceği "saklı pay" haklarına sahiptir. Miras bırakan bu payları ihlal eden tasarruflar yaparsa, saklı pay mirasçıları tenkis davası açarak fazla olan kısmın iadesiyle haklarını koruyabilir.
Tenkis davasına konu olabilecek tasarruflar arasında vasiyetname, ölünce bağış, miras paylaşım sözleşmesi ve miras bırakanın sağlığında yaptığı ancak muris muvazaası niteliği taşımayan bağışlar sayılabilir. Her tasarruf türü için ayrı bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu değerlendirmeyi doğru yapabilmek için miras hukukunda uzman bir avukattan destek almanız önerilir.
Tenkis davası açmadan önce, saklı payın ihlal edilip edilmediğini hesaplamak gerekir. Bu hesaplama; terekenin değeri, yapılan bağış veya tasarrufun değeri ve saklı pay oranı gözetilerek yapılır. Hesaplama yanlış yapılırsa dava tamamen redde mahkûm olabilir ya da talep edilen miktarın çok altında bir karar çıkabilir.
Muris Muvazaası Davasında Süre
Muris muvazaası, miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağış niteliğinde olan bir devri, satış gibi göstermesidir. Bu tür durumlarda mirasçılar tapu iptali ve tescil davası açabilirler.
Muris muvazaasına dayanan tapu iptali davası, TBK m.146 kapsamında 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir. Bu süre, mirasçıların muvazaalı işlemi öğrendiği tarihten itibaren başlar. Yargıtay'ın bu konudaki içtihadı istikrarlıdır: Miras bırakanın ölümünden önce mirasçı muvazaalı işlemden haberdar olmuş olsa bile dava hakkı ancak ölümden sonra doğar, çünkü ancak o zaman mirasçılık sıfatı kazanılmış olur.
Muris muvazaası davası diğer miras davalarından farklı olarak hak düşürücü süreye değil, zamanaşımına tabidir. Bu da şu anlama gelir: Karşı taraf zamanaşımı savunmasını (def'ini) ileri sürmezse dava görülmeye devam edebilir. Ancak bu duruma güvenmek akıllıca değildir; süre dolmadan önce dava açmak her zaman en güvenli yaklaşımdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun birçok kararında vurgulandığı üzere, muris muvazaasında ispat yükü davacı mirasçıdadır. Mirasçının, miras bırakanın gerçek iradesinin satış değil bağış olduğunu kanıtlaması gerekir. Bu kanıt; tapu kayıtları, ödeme belgeleri, tanık ifadeleri ve satış bedelinin gerçekçi olup olmadığı gibi unsurlardan oluşur.
Muris muvazaası davası açılacaksa öncelikle tapu kayıtlarının ve miras bırakanın mal varlığına ilişkin belgelerin titizlikle incelenmesi gerekir. Satışın fiilen gerçekleşip gerçekleşmediği, bedelin ödenip ödenmediği ve taşınmazın gerçek değeri gibi unsurlar dava stratejisinin temelini oluşturur. Bu inceleme yapılmadan açılan davalar çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır.
Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat) İptali Davası Süresi
Miras bırakan bazı koşullarda saklı pay mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir. Buna ıskat denir. Iskatın geçerli olabilmesi için TMK'da sayılan özel sebeplerin bulunması zorunludur. Mirasçılıktan çıkarılan kişi, bu tasarrufa itiraz edebilir; ancak bunu belirli süreler içinde yapması gerekir.
Iskat tasarrufu çoğunlukla vasiyetname içinde yer alır. Bu durumda vasiyetname iptali davasına ilişkin süreler geçerlidir. TMK m.559 uyarınca vasiyetnameye karşı açılacak iptal davası için 1 yıl ve 10 yıllık süreler öngörülmüştür. 1 yıllık süre, vasiyetnamenin açılıp tefhim edildiği tarihten; 10 yıllık süre ise miras bırakanın ölümünden itibaren başlar.
Iskatın sebebi yoksa ya da ispat edilememişse, ıskat tasarrufu kendiliğinden hükümsüz sayılmaz; mirasçının dava açması gerekir. Bu dava açısından sürelere dikkat edilmesi büyük önem taşır. Özellikle vasiyetnamenin açılmasından haberdar olunduğu tarihten itibaren 1 yıl geçmeden dava açmak kritiktir.
TMK m.512'de sayılan ıskat sebepleri sınırlı sayıda belirlenmiştir. Miras bırakanın bu sebeplere dayanmadan yaptığı ıskat tasarrufu geçersizdir. Saklı pay mirasçısı bu durumu ispat ederek ıskatı etkisiz kılabilir. Dolayısıyla mirasçılıktan çıkarıldığını öğrenen kişinin derhal bir miras avukatına danışması, hak kayıplarını önlemek açısından hayati önemdedir.
Vasiyetname İptali Davası Süresi (TMK m.559)
Vasiyetname iptali davası, geçersiz bir vasiyetnamenin hükümden düşürülmesi amacıyla açılan bir davadır. Türk Medeni Kanunu'nun 559. maddesi bu davayı düzenlemektedir.
TMK m.559'a göre vasiyetnamenin iptalini isteme hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrenmesinden başlayarak 1 yıl ve her hâlükarda vasiyetnamenin açılmasından itibaren 10 yıl geçmekle düşer. Kötü niyetli kişilere karşı bu hak 20 yıl sonra düşer.
Vasiyetname iptali davasının açılabilmesi için davacının hukuki yararının bulunması şarttır. Yani vasiyetnamenin iptali davacının lehine sonuç doğurmalıdır. Mirasçılık sıfatı bulunmayan kişiler bu davayı açamaz. Hukuki yarar şartı, dava açılmadan önce bir avukatla birlikte değerlendirilmelidir.
Vasiyetnamenin iptali için ileri sürülebilecek sebepler arasında şunlar sayılabilir: miras bırakanın tasarrufu yapma ehliyetinin olmaması, hata, hile, korkutma ya da zorlama ile yapılmış olması, vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmaması. Resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve sözlü vasiyetname farklı şekil şartlarına tabidir; hangi şekil şartının ihlal edildiği somut olaya göre belirlenir.
Vasiyetname iptali davasında yetkili mahkeme, miras bırakanın son yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesidir. Ankara'da ikamet etmiş ya da son yerleşim yeri Ankara olan miras bırakanlar için yetkili mahkeme Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.
Mirasta Denkleştirme Davası Zamanaşımı
Mirasta denkleştirme, miras bırakanın sağlığında mirasçılarından birine yaptığı karşılıksız kazandırmaların, miras paylaşımı sırasında paydan düşülmesidir. TMK m.669 ve devamı bu konuyu düzenlemektedir.
Denkleştirme yükümlülüğü, kural olarak mirasçılık sıfatı kazanıldığında doğar. Yani miras bırakanın ölümüyle birlikte denkleştirme talep etme hakkı da kullanılabilir hale gelir. Bu hak için özel bir zamanaşımı süresi kanunda açıkça belirtilmemiştir; dolayısıyla genel zamanaşımı hükümleri uygulanır.
Denkleştirme yükümlülüğü kapsamına hangi kazandırmalar girer? TMK m.669 uyarınca miras bırakanın altsoyuna yaptığı kuruluş parası, çeyiz, malvarlığı devri ve borç ödemeleri denkleştirmeye tabidir. Miras bırakan bunları denkleştirmeden muaf tuttuğunu açıkça belirtmedikçe bu kazandırmalar miras payından düşülür.
Denkleştirme davası, miras paylaşım davasıyla birlikte ya da ayrı olarak açılabilir. Mirasçıların denkleştirme haklarını, miras paylaşımından önce ileri sürmeleri tavsiye edilir. Paylaşım tamamlandıktan sonra denkleştirme talep etmek daha güç ve tartışmalı hale gelir. Bu nedenle miras paylaşım sürecine başlamadan önce tüm kazandırmaların eksiksiz tespiti yapılmalıdır.
İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi): Zamanaşımı Var Mı?
Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti doğar. Bu ortaklık durumunu sona erdirmek için açılan dava, ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasıdır.
Ortaklığın giderilmesi davası zamanaşımına tabi değildir. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır: Mirasçılar arasındaki elbirliği mülkiyeti devam ettiği sürece, her mirasçı istediği zaman bu davayı açabilir. Yıllar hatta on yıllar sonra bile bu hak kullanılabilir durumdadır. Yargıtay da bu görüşü istikrarlı biçimde benimsemektedir.
Ancak burada şöyle bir pratik sorun ortaya çıkar: Ortaklığın giderilmesi davası zamanaşımına tabi olmasa da mirasla ilgili diğer haklar (tenkis, muvazaa gibi) zamanaşımına uğrayabilir. Bu nedenle tüm hakları birlikte değerlendirmek gerekir. Yalnızca ortaklığın giderilmesi davasına odaklanarak diğer davaları ihmal etmek, önemli hakların kaybedilmesine yol açabilir.
Ortaklığın giderilmesinde iki temel yol vardır: Aynen taksim (malların fiilen paylaşılması) veya satış yoluyla paylaşım. Mahkeme önce aynen taksim yolunu dener; bu mümkün değilse satışa hükmeder. Mirasçılar anlaşarak da ortaklığa son verebilirler; bu durumda mahkemeye gerek kalmaz. Anlaşma sağlanabilirse miras paylaşımı hem daha hızlı hem de daha az masraflı tamamlanır.
Zamanaşımının Durması ve Kesilmesi Koşulları
Zamanaşımı süreci her zaman kesintisiz işlemez. TBK'nın 153-157. maddeleri zamanaşımının durma ve kesilme hallerini düzenlemektedir. Bu haller miras davaları açısından da büyük önem taşır.
Zamanaşımının durma halleri şunlardır: Alacaklı ve borçlunun aynı kişide birleşmesi, küçüklük, kısıtlılık ve askerlik gibi engellilik halleri. Zamanaşımı durduğunda, engelin ortadan kalkmasından sonra süre kaldığı yerden devam eder. Örneğin küçük yaştaki bir mirasçının ergin olmasıyla birlikte süre kaldığı yerden işlemeye devam eder.
Zamanaşımının kesilmesi ise çok daha güçlü bir etki yaratır. Zamanaşımı kesildiğinde, o ana kadar işlemiş olan süre silinir ve yeni bir zamanaşımı süresi sıfırdan başlar. Zamanaşımını kesen haller arasında şunlar sayılabilir: Borçlunun alacağı tanıması (yazılı ya da sözel), dava açılması, icra takibi başlatılması, arabuluculuğa başvurulması.
Özellikle arabuluculuk sürecinin zamanaşımı üzerindeki etkisine dikkat çekmek gerekir. Arabulucuya başvurulduğu tarihten itibaren, arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur. Bu nedenle miras uyuşmazlıklarında arabuluculuğa başvurmak, hem süreleri durdurmak hem de anlaşmazlığı mahkeme dışında çözmek açısından avantajlı bir seçenektir.
Süresi Geçirilmiş Davalarda Ne Yapılabilir?
Zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolduğunda hukuki durum ciddi biçimde güçleşir; ancak her durumda tamamen çıkmaza girilmez. Bazı alternatiflerin değerlendirilmesi mümkündür.
Her şeyden önce, süresi geçip geçmediğini bir uzman avukata doğrulattırmak gerekir. Sürenin başlangıcı ve durma/kesilme halleri hesaba katıldığında, görünürde dolmuş bir sürenin aslında hâlâ işlemekte olduğu ortaya çıkabilir. Özellikle mirasçının ihlali öğrenme tarihi tartışmalı ise bu belirsizlik davacı lehine yorumlanabilir.
Zamanaşımına uğramış bir hak bakımından şu durumların değerlendirilmesi gerekir: Karşı tarafın zamanaşımı savunmasını ileri sürmeyeceği ihtimali, mahkeme dışı uzlaşma yolları ve başka hukuki dayanaklarla (örneğin sebepsiz zenginleşme) dava açılıp açılamayacağı. Bu alternatiflerin tamamı, miras hukukunda deneyimli bir avukatla birlikte değerlendirilmelidir.
Hak düşürücü sürelerde ise durum daha kesindir. Hak düşürücü süre geçtikten sonra haktan tamamen yararlanamaz hale gelinir. Bu nedenle özellikle mirasın reddi için öngörülen 3 aylık süre gibi hak düşürücü süreler konusunda son derece dikkatli olunması şarttır. Bu tür süreler dolmadan davranmak, haklarınızı korumanın tek yoludur.
Önemli Yargıtay Kararları ve İçtihatlar
Miras hukukundaki zamanaşımı konusunda Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları mevcuttur. Bu kararları bilmek, davanızı doğru zeminde kurmanıza yardımcı olur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, tenkis davalarındaki zamanaşımının başlangıcı konusunda tutarlı bir içtihat geliştirmiştir. Mahkeme, saklı pay ihlaline ilişkin öğrenmenin dar yorumlanmaması gerektiğini; mirasçının makul bir araştırmayla öğrenebileceği tarihin esas alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, mirasçıların bilgisizlikten kaynaklanan hak kayıplarını önemli ölçüde sınırlamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun muris muvazaasına ilişkin pek çok kararında şu temel ilke ortaya konmuştur: Miras bırakanın gerçek iradesi satış değil bağış olduğunda ve taşınmazın devri mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığında, mirasçılar tapu iptali davası açabilir. Bu dava hakkının 10 yıl içinde kullanılması gerektiği de açıkça ifade edilmiştir.
Vasiyetname iptal davalarında Yargıtay, 1 yıllık sürenin başlangıcını vasiyetnamenin okunup tefhim edildiği ya da mirasçıya bildirildiği tarih olarak kabul etmektedir. Mirasçının bu tarihten sonra itiraz etmeksizin uzun süre beklemesi halinde, süre dolduğunda dava hakkı da sona ermektedir. Bu nedenle vasiyetnamenin açılması üzerine derhal hukuki danışmanlık alınması önerilmektedir.
Güncel mevzuata ulaşmak için Türk Medeni Kanunu'nun tam metnine mevzuat.gov.tr'den ulaşabilirsiniz. Miras hukukundaki diğer önemli konular için saklı pay tenkis davası rehberimizi ve muris muvazaası rehberimizi incelemenizi öneririz.
Sık Sorulan Sorular
Miras paylaşım davası için zamanaşımı var mı?
Mirasçılar arasında ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası zamanaşımına tabi değildir; ancak mirasın açılmasından itibaren tasfiye baskısı oluşabilir. Mirasçılar bu davayı istedikleri zaman açabilirler; ancak miras paylaşımıyla bağlantılı diğer haklar (tenkis, muvazaa gibi) farklı sürelere tabidir.
Tenkis davası kaç yılda zamanaşımına uğrar?
TMK m.571 uyarınca tenkis davası, miras bırakanın ölüm tarihinden itibaren 1 yıl; her hâlükarda saklı pay sahibinin saklı payının ihlal edildiğini öğrenmesinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır. Bu sürelerden hangisi önce dolarsa tenkis hakkı o tarihte sona erer.
Muris muvazaası davasında zamanaşımı süresi ne zaman başlar?
Muris muvazaasına dayanan tapu iptali davası TBK m.146 kapsamında 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir; süre mirasçıların muvazaalı işlemi öğrendiği tarihten işler. Yargıtay bu sürenin başlangıcını miras bırakanın ölüm tarihi ile mirasçının muvazaalı işlemden haberdar olduğu tarihin kesiştiği noktada kabul etmektedir.
Miras davasında zamanaşımı süreleri son derece kritiktir. Geç kalınan her gün, hakkınızı yitirme riskinizi artırır. Balgat Hukuk & Arabuluculuk Bürosu olarak miras hukuku alanındaki deneyimimizle size destek olmak istiyoruz. Hemen iletişime geçin: 0312 285 5153